Ara

Sorun Cevabı Bulmak Değil, Cevapla Yüzleşmek



Binaların ve araçların tamamen süpürüldüğü şiddetli seller, soğuk iklimi ile tanınan Pasifik Kıyı Bölgesi’nde sıcaklığın 43°C'ye ulaşması (ortalamanın 7°C üstü) [1], Kuzey Kutbu’nun geçtiğimiz Haziran başından Temmuz ayı ortasına kadar 1,73 milyon km² kadar deniz buzu kaybetmesi [2]…


İklim bilimi konusunda dünyanın en yetkili kuruluşu olarak kabul gören Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli'nin (IPCC) en yeni raporu (2021) [3], yaşanan bu felaketlerin sadece gelecekte olacakların küçük bir fragmanı olduğunu ortaya koyuyor. Zira bu değişiklikler sanayi öncesi seviyelere göre 1.1°C ortalama ısınma durumunda gerçekleşiyor.


100’den fazla bilim insanının üzerinde çalıştığı, 4000’e yakın sayfası bulunan bu raporu kelimesi kelimesine analiz etmek mümkün değil elbette. Ana hatlarıyla incelediğimiz raporun dikkat çekmek istediğimiz kısımlarını paylaşıyoruz.


Rapor, sıcaklıkların beklenenden daha hızlı arttığını ve atmosferde artan CO2'in uzun vadeli etkilerini gösteriyor. Bu yılki rapor 2014'teki son IPCC değerlendirme raporundan bilimsel olarak çok daha gelişmiş ve maalesef çok daha kasvetli. Rapor dünyanın sadece önümüzdeki yirmi yıl içinde muhtemelen 1,5°C ısınmaya ulaşacağını veya 1,5°C’i aşacağını gösteriyor. Isınmayı bu düzeyde sınırlayıp, en şiddetli iklim etkilerini önleyip önleyemeceğimiz, önümüzdeki 20 yılda alınan önlemlere bağlı.


Küçük çaplı çabalar artık yeterli değil; hızlı, dönüşümsel değişimlere ihtiyacımız var


2020'lerde toplu olarak emisyonları ciddi oranda azaltarak net sıfır CO2 emisyonuna ulaşamazsak, 2050 civarında, ısınmayı 1,5°C ile sınırlamak mümkün olmayacak. Bu şekilde giderse karşılaşacağımız etkiler, bugünü aratacak nitelikte olacak.


Altını çizmekte fayda gördüğümüz kısım, dünya küresel sıcaklık artışının 1,5°C’de tutulabilmesinin yalnızca yapılan iddialı emisyon kesintileri ile mümkün olduğu. Küçük çaplı çabalar artık yeterli değil; hızlı, dönüşümsel değişimlere ihtiyacımız var. Yüksek emisyonlu bir senaryo altında, IPCC, dünyanın 2100 yılına kadar 3,3-5,7°C kadar ısınabileceğini ve bunun feci sonuçlarının olabileceğini tespit ediyor.


Rapor ayrıca, dünyanın yaydığı CO2‘in yarısından fazlasını emerek dikkate değer bir hizmet gerçekleştiren karbon yutaklarımız olan okyanus ve karaların büyük risk altında olduğunu da ortaya koyuyor. Emisyonlar arttıkça yutakların bu ekosistem servisini gerçekleştirmede çok daha az etkili olacağını vurguluyor. IPCC tarafından incelenen bazı senaryolarda, kara yutağı karbonu yutmak yerine yayan bir kaynağa dönüşüyor ve bunun kontrolden çıkmış ısınmaya yol açabileceği söyleniyor. Bunu, yerel ısınma ve ormansızlaşmanın birleşimi nedeniyle artık bir karbon yutağı olmayan Güneydoğu Amazon yağmur ormanlarında zaten görüyoruz [4].


Karbon gömme üzerine daha detaylı bir okuma için bu yazımıza bakabilirsiniz.


Arazi kullanımında ve arazi örtüsünde yaşanan değişimlerin su döngüsü üzerindeki etkileri


Raporda dikkat edilmesi gereken bir başka başlık da su döngüleri. Tarım alanlarını şehirleşmeye açmak, orman alanlarını yok etmek gibi arazi örtüsü değişimine sebep olan değişikliklerin; suyun toprak tarafından emilimi, akarsulara ve nehirlere akışı üzerinde önemli etkileri var. Su döngüsü sistemi üzerinde yaşanacak tek bir değişiklik bile bütünüyle sistemi ve tatlı su kaynaklarını olumsuz etkileyebilir. Toprağın su tutma kapasitesinin azalması ve vejetasyonun değişimi de ciddi sellere yol açan bir diğer önemli etken. Vejetasyonun değişimi de bitkiler vasıtasıyla oluşan su tutumunu etkileyeceği için suyun toprak tarafından emilmesini ve nehir, akarsu gibi kaynaklara ulaşmasını etkiliyor. Dünyamızda insan kaynaklı oluşan CO2 emisyonunun %15’i arazi kullanımı değişikliklerinden kaynaklanıyor ve bu da iklim değişikliği üzerinde azımsanmayacak bir etki yaratıyor. Arazi ve su yönetimini iyileştirmenin, doğru ağaçlandırma ve ormanlaştırmanın ve sürdürülebilir sulama gibi yöntemlerin, iklim değişikliğinin etkilerini azaltma noktasında katkı sağlayabileceği belirtiliyor [5].


Harekete geçmek durumundayız


Sera gazı olarak atmosfere karışacak her türlü molekülden kaçınmak ve bu anlamda kişisel olarak neler yapabileceğimizi düşünmek tabii ki önemli ve değerli, fakat bunun büyük şirketlerin emisyon miktarlarının, milyarderlerin günlük karbon ayak izlerinin yanında görece çok küçük bir kısma denk geldiğini hesaba katmalı ve sistemsel dönüşümler icin iklim hareketinin aktif bi parçası olarak karar alıcıları bu anlamda farkındalıklı davranmaya zorlamak durumundayız.


Amerikalı yazar, filozof ve bitki bilimci Terence McKenna’nın “Sorun cevabı bulmak değil, cevapla yüzleşmek” sözlerini anarak bitirelim. IPCC raporunda gördüklerimiz, bilimin bütün gelişmişliğiyle kesin olduğunu kanıtladığı gerçekler olsa da yeni değil. Bulguların hiçbiri maalesef şaşırtıcı da değil. Sorun gezegenin ne kadar ısındığının ikna edici modellerle kanıtlanmasında yaşanan eksiklik değildi, sorun gerçeklerle yüzleşip, içinde bulunduğumuz üretim ve yönetim şekillerinin çürümüşlüğü ile yüzleşememek. Sonuç olarak iklim değişikliğinin sebep olduğu ve olacağı felaketler konusunda olumlu yeni bir haber yok ama bir an önce aksiyon alma konusundaki aciliyet artık ciddi boyutlarda. Bu yüzden her zaman arkasında durduğumuz bütüncül, onarıcı, adil sistemlere ne kadar ihtiyacımız olduğunun bir kere daha altını çizelim. “Sürdürülebilirlik”ten daha fazlasına ihtiyacımız olduğunu söylerken belirttiğimiz, var olan atmosferik CO2 miktarının, kaynakların ve ekosistemlerin sürdürülebilirliğini negatif yönde etkileyecek seviyelere çoktan gelmiş olması gerçeği. Bugün bu raporun da onayladığı gelinen son durumda, karbonu, ekosistemleri onararak, var olan doğal karbon yutaklarına gömmenin şu an elimizdeki en büyük ve en güçlü çözüm olduğunu bir kere daha yinelemek istiyoruz.


Anadolu Meraları olarak Savory Enstitüsü ile birlikte çalışarak bu sene topraklarımızda başlattığımız Ekolojik Onarım Doğrulaması Protokolü’nün (Ecological Outcome Verification) çalışmaları durum tespitini hızlandıracak; onarım yapan üretici, çiftçi, paydaşlara bir yol haritası çıkarılması konusunda öncü olacak. İklim kriziyle